Böbrekler

Böbrekler:

Karın boşluğunun arka tarafında bel hizasında ve omurganın 2 yanında bulunan fasulye şeklinde 100-150 gram ağırlığında yağ dokusu ile sarılmış 2 adet organdır. Yapılan araştırmalara göre her 1000 kişinin 1 tanesinde tek böbrek olduğu görülmüş ve tek böbreğin, kişi, sağlığı­na dikkat ettiği sürece önemli bir sakıncası olmadığı sa­vunulmaktadır.

Böbreklerin içindeki süzme birimlerine nefron denir. Her böbrekte yaklaşık 1 milyon nefron bulunur.

Her 2 böbreğin üstüne böbrek üstü bezi yerleşmiştir. Böbrekten çıkan üreterler, böbreği idrar kesesine bağlar. İdrar kesesi üretra adı verilen boşaltım kanalı ile vücut dışına açılır.

Şimdi üreterler, mesane ve üretrayı inceleyelim.

Üreterer: Böbrek ile idrar torbası arasında bulunur. 25-30cm uzunluğunda 4-7 mm çapında kas liflerinden oluşmuş boru şeklinde yapılardır. Böbreklerde oluşan idrar bu ince borucuklar vasıtasıyla idrar kesesine ulaşır.

İdrar Kesesi (meşene): İdrar kesesi yoğun kas lifle­rinden oluşmuştur. İdrarın depolandığı, genişleme özelliği bulunan torba biçiminde bir yapıdır. İdrar torbası doldu­ğunda kesenin duvarında oluşturan kas lifleri giderek id­rara çıkma hissi uyandırır ve duvardaki kasların kasılması ile idrar kesesi boşalır. Kadınlarda pelvis boşluğunun ta­banında erkeklerde rektumun önünde ve prostatın üzerin­dedir.

Üretra: İdrarın idrar torbasında alınarak vücut dışına atıldığı son kanaldır.

Böbreklerin boşaltımın yanı sıra birçok önemli fonksi­yonları vardır; bunlar, kandaki zehirli maddelerin atılımı- nı sağlar, (gerçek anlamda idrar yapma olayıdır.)

Vücudun sıvı iyon dengesini ayarlar

Asit baz dengesini ayarlar

Vücuttaki kimyasal reaksiyonlar sonucu oluşan vücut için zehirli maddenin atılmasını sağlar.

Bir takım hormonlar sağlayarak vücut için gerekli dü­zenlemeler yapar.

Kan yapımını eritropoetin (böbreklerin ürettiği hor­mon) salgılayarak düzenler.

Ankara Masaj Salonları İleri Teknoloji

Ankara Masaj Salonları İleri Teknoloji

hidroterapi, helyoterapi ve bitkiler gibi geleneksel Ankara masaj salonları Uygulaması ve şifa yöntemlerinin yanı sıra, günümüzde modern elektronik ve bilgisayar teknolojilerinin son gelişmelerini kulla­narak çok çeşitli ileri teknoloji “elektro-detoks” cihazı üreten bağımsız tıp araştırmacıları vardır. Alternatif tıp piyasası, artrit- ten Alzheimer’a kadar her türlü hastalığı, hatta ötesinde ters giden her şeyi bir düğmeye basarak tedavi ettiğini iddia eden alet edevatla doldu. Satın alırken dikkat edin! Bitkiler ve aku­punktur gibi yöntemler zaman içinde denenip etkisi ispatlanmış güvenli yöntemlerdir, fakat bu yeni etkileyici zilleri ve düdükle­ri, yanıp sönen ışıkları olan elektronik aletlerin büyük bir bölü­münün hiçbir faydası olmadığı gibi, bazıları zarar bile verebilir. Bu yüzden, en iyisi, bunları almadan önce dikkatlice incelemek ve deneyen insanların tecrübelerinden faydalanmaktır. Bu cihazların bazıları detoks sürecine katkıda bulunurken, birçok fiziksel rahatsızlığın kaynağı olan insan Ankara masaj salonu enerji sistemindeki den­gesizlikleri de düzeltebilmektedir. Sonuç olarak, yeni teknoloji­ler ile tanışmakta, detoks ve iyileşme sürecine katkıda bulun­mak üzere doğru kullanımlarını öğrenmekte fayda vardır.

İnsan enerji sistemi

Birçok elektro detoks cihazı insan enerji sistemi yolu ile etki ettiği için, bu enerji sisteminin temel prensiplerini anlamak gerekir. Tüm insan bedeni ve onun değişik parçaları büyük bil­gisayarların elektrikle çalışmasına benzer şekilde enerjiye bağımlıdır. Tüm devreler açık ve enerji de serbestçe sistemde dolaşabiliyor olduğu sürece, çeşitli fonksiyonel alt sistemler ve hareketli parçalar da problemsiz çalışacaktır. Fakat enerji ağmda bir kısa devre veya bozuk bir röle, atmış bir sigorta veya paslan­mış bir şalter tüm sistemi “çıldırtır” ve fiziksel aparatlarda her türlü garip semptom gelişmeye başlar. Bu aşamada yağ ekle­mek, parça değiştirmek veya kadranları kurcalamak işe yara­mayacaktır: Normal fonksiyonlara geri dönebilmek için Ankara masaj enerji sistemindeki tıkanıklığı bulup devreleri tekrar dengelemek ve güç kaynağını yenileyerek ana problemi çözmek gerekir.

İnsan enerji sistemi (İES) fiziksel bedene güç veren ve onu düzenleyen görünmez bir enerji şablonu oluşturur. İES’yi şarj edip tekrar dengelemek için dış enerji kaynakları kullanıldığın­da, bedendeki her hücre yeniden canlanıp normale döner. İES’ nin üç temel boyutu vardır. Vücudun organik fonksiyonları ile doğrudan bağlantılı olanı, hayati organları ve onlarla bağlantılı bezleri ve dokuları aktive edip kontrol altında tutan, 12 organ- enerji meridyenleridir. Bu enerji ağından GÇT’de akupunktur tedavisi için faydalanılır. İES’nin diğer bir boyutu ise kuyrukso- kumu kemiğinden taca kadar, omurilik boyunca bir enerji pagodası[1] şeklinde sıralanmış yedi şakra veya “enerji tekerle­ğinden” oluşan şakra sistemidir. GÇT’de “yaşam iksiri alan­ları” (datı-tien) olarak bilinen şakralar, gökyüzünden dünyaya yayılıp kafanın tepesindeki taç şakra aracılığı ile vücuda giren yüksek frekans kozmik enerjileri “indirgeyen” enerji transfor­matörleri olarak görev yaparlar. Her şakra, bu yüksek enerjile­rin belirli frekanslarını algılar ve onları İES ile uyumlu kalıpla­ra ve titreşim oranlarına dönüştürür. Belirli bir şakrada tıkanık­lık veya dengesizlik oluştuğunda, ilgili fiziksel ve zihinsel fonksiyonlar aksamaya başlar, vücut hastalıklara ve bozulmaya karşı hassaslaşır.

GÇT’de, insan enerjisinin üçüncü formu ise Masaj Ankara veya “koruyucu enerji” olarak bilinir ve dış mütecaviz enerjilere karşı bir koruma kalkanı oluşturacak şekilde derinin hemen altından ve üstünden tüm vücudu dolaşır. Koruyucu enerjinin bu yüzey kalkanı, daha ince ve üst üste binen birçok aura ener­jisi kabuğundan oluşan, çok katmanlı insan enerji alanının (İEA) çekirdeğini oluşturur. Fiziksel sağlık ve iyileşme amacıy­la biyo-elektrik enerji yöntemleri ile tedavi edilen, genelde İEA’nm bu iç çekirdeğidir. Günümüzde çevremizde bulunan tüm doğaya aykırı zararlı enerjiler ve yapay elektromanyetik alanlar düşünüldüğünde, koruyucu enerjinin insan sağlığı ve yaşamı için öneminin her zamankinden daha fazla olduğu kolayca anlaşılır.

Vücuttaki 75 trilyon hücrenin her biri bir mikro-pil gibi çalı­şır ve kendi özel polaritesine ve enerji alanına sahiptir. Bu hücre enerjilerinin toplamı, koruyucu enerji alanının gücünü ve ışını­mını belirler ve tüm sistemde net kullanılabilir potansiyel ener­jiyi temsil eder. Eğer hasarlı veya toksik dokular yüzünden vücudun belirli bir bölgesinde bu enerji akışı tıkanır veya den gesizleşirse, trilyonlarca hücrenin “fişi çekilir” ve bu hücreler koruyucu enerji kalkanını kapatıp tüm sisteme sağlanan gücü önemli oranda azaltarak “çevrimdışı” kalırlar. Bu durum düşük direnç ve bağışıklık ile sonuçlanır, kapıları hastalıklara ve müte­caviz dış enerjilere açar.

İEA’nm tüm enerji potansiyeli sıradan bir voltmetre ile kolayca ölçülebilir. “Sağlıkla ışıldayan” bir insanın elektrik potansiyeli yüksek ölçülürken, zayıf ve hastalıklı bir kişininki düşük çıkacaktır ve bir ceset aletin iğnesini yerinden bile oynat­maz. Elektromanyetik enerji, evreni ve içindeki her şeyi hareke­te geçiren temel enerjilerden biridir. İEA dünyanın ve güneşin elektromanyetik alanları bağlamında işlevseldir, gezegenlerin ve güneşin enerjilerindeki dalgalanmalardan çok güçlü bir biçimde etkilenir. Modern enerji şifacıları, elektromanyetik enerjinin organik hayatı aktive eden özel frekanslarım “biyo­elektrik enerjisi” veya, daha basitçe “biyo-enerji” diye adlandı­rırlar; GÇT’de buna “doğru enerji” adı verilir. Elektro-detoks cihazlarının üretip İES’ye, onu şarj etmek ve tekrar dengelemek amacıyla gönderdikleri biyo-enerji spektrumu budur. Bu yeni icatların insan sağlığının geleceğine katkılarına paha biçilemez. İnsan enerjisi ve biyo-elektrik terapisi konusunda dünyanın önde gelen otoritelerinden biri olan Dr. Robert Becker bu konu­yu şöyle açıklar:

“Son birkaç sene içinde elde edilen datalar göstermiştir ki, yaşayan şeylerin temel fonksiyonları ile uğraştığımızda, Dünya’nm jeomanyetik alanını çok önemli bir çevresel değişken olarak hesaba katmamız gerekmektedir…. Bu bize, tüm elektromanyetik alanların biyolojik etkiler üreten meka­nizmalarının anahtarını sunmaktadır.”

Dr. Becker’in bilimsel araştırmaları, GÇT’nin bakış açısına bilimsel bir kanıt sağlamıştır. Bu bakış açısına göre, insanın tüm enerji sistemi, vücudu iyileştirmek, zihni dengelemek ve İES’de- ki sapmaları gidermek amacıyla sağaltıcı enerjiler yollamaya teşvik edebilecek, karmaşık enerji kanalları ve üst üste binen enerji alanlarından oluşan bir ağdır. Dr. Becker İEA’ya elektrik sinyali uygulayarak vücudun kendini iyileştirme ve temizleme tepkilerini başlatacak teknikler geliştirdi ve travmatik yaraların iyileşmesini ve kırık kemiklerin kaynamasını hızlandıracak elektronik aletler icat etti. Bu ünite, beynin iç temizlenme ve iyi­leşme süreçlerini başlatması için gereken hassas dalga boylarını ve enerji frekanslarını üretmektedir.

Stres

Stres:

Dr. Ankara masaj, stresi “bedenin kendisine yapılan tehdit edici bir uyarıya, belirli hormonların salgılanmasını içeren önce­den tahmin edilebilir bir dizi değişiklik yolu ile bedenin tepkide bulunduğu adaptasyon tablosu” olarak tanımlıyor. Vücut kimyasın­da değişikliğe neden olabilecek her şeyin sonucudur. Stres kronik hâle gelirse, zarar vermeye başlar. Stresin azı geçici, çoğu zararlıdır. İyi yönetilmeyen stres kolaylıkla bir ömür törpüsü hâline gelebilir. Strese organizma tepkisi: tehlike, direnme, bitkinlik.

Tehlike evresinde kalp atışı ve solunum hızlanır. Kan şekeri yük­selir. Kas gerginliği artar. Kasılma ve eklem ağrıları, ağızda ve boğaz­da kuruluk, bitkinlik, zayıflama ya da oburluk, baş ağrısı ve dönme­si; dururken, otururken, yürürken dengesizlik; ellerde ve ayaklarda terleme, uykusuzluk veya aşırı uyku, uykuda diş gıcırdatma, konuş­ma, korkarak uyanma ve uykuda yürüme, mide, bağırsak, sindirim bozukluğu, gürültüye veya sese duyarlılık ortaya çıkar.

Direnme aşamasında yıkımı onarmaya çalışır. Başarabilirse stre­sin fiziksel etkileri ortadan kalkar, aksi hâlde bireyde kaygı düze­yinin yükselmesi, endişe, sinirlilik, karamsarlık, korku, isteksizlik, ilgisizlik gibi belirtiler devam eder.

Bitkinlik (tükenme) aşamasında ise dönüşü olmayan birtakım organik bozukluklarla karşılaşılabilir. Baş ağrıları, ülser ve yüksek kan basıncı bireyin bu aşamada karşılaştığı rahatsızlıklardır. Neşe­liyken hoşlandığımız kuş sesi, streste asap bozucudur. Ruh durumu­na göre saldırgan veya şiddet uygulayan biri olabiliriz. Stresi başla­tan, olayın kendisi değil, bireyin algılamasıdır.

Strese bağlı rahatsızlıklar şunlardır: şişmanlık, uykusuzluk, depresyon, sinirlilik, aşırı heyecan, çarpıntı, dikkat dağınıklığı ve ik­tidarsızlık, mide ağrısı, baş ağrısı, kulak çınlaması, kalp ve dolaşım rahatsızlıkları, ishal, kusma, şişkinlik, sık idrar yapma, bel ve sırt ağ­rıları, dudaklarda uçuk, alerji, depresyon, konsantre olamama.

Stres altındaki bazı kişilerin stresle alakası hiç yok. Teflon tava gibi hiçbir şey yapışmıyor üzerlerine. Bazıları ise hep sorun çıkarta­cak şeylerin peşindeler. “Komşu, şu, bu ne yapıyor?” diyor, sünger gibi sorunları çekiyorlar.

Stresten kurtulmak için duygusal ev temizliği şart. Giysi do­labındaki eskilerden kurtulur gibi, gereksiz insanlardan kaç. So­lunum otomatik bir fonksiyondur. Ancak irade ile bu fonksiyona hâkim olunabilir. Solunumun mantığını trafikte uygula. Trafikte tartışmak hayat memat meselesi mi? Onun arabasına yol versen neyin eksilir? Gururun ve onurun mu zedeleniyor? Yolda biri seni sollamak istediğinde, korna çalana, trafik sapığına küfür, kızgın­lık, öfke duyma. Son nefeste, aklın ağzına hangi kelimeleri getirsin istersin?

 

Stresle başa çıkma yollan:

  1. Sakin ol ve gevşeme egzersizleri yap.
  2. Tatil yap ve hayatında kısa molalar al.
  3. Riskli çevre yerine yeni bir huzur ortamı sağla.
  4. Enerji ve ilgini hobi ve güzelliklere yoğunlaştır.
  5. Seç; doktorunu, yemeğini, suyunu, nefesini, hevesini…
  6. Samimi, sevindi bir zihni benimse.
  7. Stresi tamamen engellemek elbette mümkün değil. Onu yöne­tebilmek önemli. Stres DNA’da değişikliğe yol açarak, vücudun o günden sonra başka bir organizma olmasına sebep olmaktadır.

“Sevgide kıskançlık sevginin şanındandır. Ama tadında.”

Dr. Sami Zan

“Kıskançlığı bir düşünce sanırdım. Öyle değilmiş, acı imiş.”

Floyd Dell

Kıskançlık: Kur yapma sırasında zevklidir. Evliliğin ilk senesin­de gereklidir. Sonra ise bir Çin işkencesidir. Kıskançlığa karşı en iyi çözüm, onu bitirmeye çalışmaktır. Toplum ve ailedeki rolümüzü, dost ve eşlerimiz etkiliyor. Gevşeme, rahatlık, huzur var; günlük savaş için güç ve enerji gerek. Kıskanç bir kalpte bu duygular ye­şermiyor. Kıskançlığımızdan biz değil, başkaları mı sorumlu olacak? Elbette biz olacağız. Kişisel güvensizlik ve kendine az saygı göster­menin bir ürünüdür kıskançlık. Akılcı düşünme yeteneğini çalar.

Kıskançlık ortaya çılanca kendi güçlü yanlarımızı verimsiz kıla­rız. İngilizcede kıskançlık anlamına gelen “jealousy”, sahip olunan değerin tehlikede olması ve bir tedbir alınamaması anlamım içerir. Çoğumuz sevgiyi sıkıca sarıkp tutmak anlamında düşünüyoruz.

Ankara masaj salonları Hakkında

Ankara masaj salonları Sorunun nüksetmesine sebep olan tetikleyicileri engelleyin

Diyelim ki, sabahlan depresif ve yorgun oluyorsunuz; böy­le hissetmeyeli bir yıl olmuştu. Kayıt günlüğünüz, sabahlan kahvaltı ederken belli bir haber programını izlediğinizi söylü­yor. Bunun duygu durumunuzu etkilemesi oldukça olası, bu yüzden bu programı izlemeyi bırakın ya da haberleri daha ile­ri bir saatte izleyin.

1       Tetikleyiciler engelleneıniyorsa yeni öneriler deneyin

Diyelim ki, geceleri kâbuslarla boğuştuğunuz için sabah kalkınca kendinizi depresif ve gergin hissediyorsunuz. O hal­de sabah kalkar kalkmaz, beş dakikalık bir Ankara masaj salonları ritmik nefes alış­tırması, ardından da güne başlamadan evvel bir düşünce engelleme egzersizi yaparsanız kâbuslannızı düşünme fırsa­tınız kalmamış olur. Ya da sabalım bu vakiderini radyo din­leyerek geçirebilirsiniz; fakat dinleyeceğiniz radyo istasyonu felaket haberleri sunan bir kanal olmamalı!

İşe yarayan bazı öneriler bulduğunuzda, takip eden üç haf­ta boyunca, uyarlanmış günlük talimat yazın (unutmayın, üç hafta bir alışkanlıktan kurtulmak için gereken asgari süredir). Bu Ankara masaj salonları reçetesine her sabah uyandığınızda ve gece yatarken yapa­cağınız günlük 40 ritmik nefes ya da beş dakikalık odaklanma alıştırmalannı eklemeyi ihmal etmeyin. Eğer güne nispeten daha sakin başlıyorsanız ve daha çok dinlenmeye çalışıyor­sanız sorunun üstesinden çok çabuk gelebilirsiniz demektir.

Gün içerisinde defterinizi her an başvurabilmek için elini­zin altında tutun, bu sırada nelerin işe yarayıp nelerin yara­madığının da kaydını tutun.

Yeni ekleme

Eğer günlük programınıza canlandırıcı bir Ankara masaj salonları aktivitesi ilave ederseniz ruh haliniz çok daha olumlu olacaktır. Bu aktivi- tenin çok zaman alması gerekmez, beş dakika bile işe yara­yacaktır. Bu konuda, aldığınız ilk notlardan ve kitap boyunca sunduğum önerilerden —özellikle de Altıncı Bölüm’de sun­duklarımdan— yararlanabilirsiniz.

Örnekler

Size bu konuda fikir vermek için, burada Rose, Helen ve Martin’in seçtiği aktiviteleri sunuyorum:

Rose

Rose akşamları (günün kendini en kötü hissettiği saaderi) eşiyle birlikte Ankara masaj salonları ‘na  gitmeye karar verdi. Bu aktivite onu rehavetten kurtarıp canlandırdı. Yürüyüş sırasında gördüğü güzel şeyler üzerine kocasıyla konuşmayı yürüyüş aktivitesi- nin bir parçası haline getirdi.

Helen

Güne beş dakikalık odaklanma alıştırması ve on dakika yo­ga yaparak başlamaya karar verdi. Bu egzersizler ona düzenli olarak gevşeme olanağı sağladı.

Martin

Onun için de öğleden sonralar en kötü hissettiği saaderdi, bu yüzden bu saatlerde izleyeceği yeni DVD’ler edindi. Ayrı­

 

ca Amerikan Diyeti programına tekrar yazıldı, sorular sorup dikkade insanları dinlemek için olanaklar yarattı.

Teferruat

Size yardımı dokunan malzemeleri de ihmal etmeyin: Rose kuş cıvıltılarını, albümlerini ve fotoğraflarını keşfetti. Helen hocasının tavsiye ettiği yoga kitabını keşfetti. = Martin uzun zamandır izlemek isteyip de izleyemediği filmleri aldı.

SHRED tekniğinde 6. hafta 3. gün

SHRED tekniğinde 6. hafta 3. gün

1.öğün

  • 1 bardak limonlu su (1 bardak sıcak veya soğuk suyun üzeri­ne yarım limonun suyunu sıkın. Arzu ederseniz 1/2 çay kaşığı şeker ekleyin, iyice karıştırıp için)
  • Aşağıdakilerden birini seçin. Seçiminiz 200 kaloriyi aşmamalı.

1 meyveli smoothie

 

1 protein shake 1 sebze shake

  • 1 adet meyve
  1.   atıştırma
  • 100 kalori veya daha az
  1.   öğün
  • Aşağıdakilerden birini seçin. Seçiminiz 200 kaloriyi aşmamalı.

1 protein shake 1 sebze shake

1 kâse çorba (patates, krema ve et yok), iyi seçenekler; sebze, mercimek, bezelye, domates çorbası vs. Sodyum içeriğine dikkat edin!

  1.   atıştırma

168                     150 kalori veya daha az

  1.   öğün
  • Seçiminizi A ya da B grubundan yapın, iki gruptan aynı anda seçim yapmayın:

A grubu - Aşağıdakilerden birini seçin:

140 gr. tavuk (derişiz, kızartılmamış)

140 gr. balık (kızartılmamış)

140 gr. hindi (derişiz, kızartılmamış)

Yukarıdakilerin hepsi yarım bardak haşlanmış esmer pirinç ve 1 porsiyon sebzeyle birlikte tüketilmelidir.

B grubu - Aşağıdakilerin ikisini birden yiyebilirsiniz:

1 porsiyon lazanya (etli veya etsiz)

1 porsiyon sebze

  1.   öğün
  • Aşağıdakilerden birini seçin. Seçiminiz 200 kaloriyi aşmamalı.

1 meyveli smoothie

 

1 protein shake

1 kâse çorba (patates, krema ve et yok), iyi seçenekler; sebze, mercimek, bezelye, domates çorbası vs. Sodyum içeriğine dikkat edin!

  1.   atıştırma
  • 100 kalori veya daha az

Egzersiz

  • Dinlenme günü. Ama içinizden bir şeyler yapmak geliyorsa, gidin ve yapın. Yaptığınız her egzersizle daha çok kalori yakar ve hedefinize biraz daha yaklaşırsınız. Belki de sportif bir oyun oynarsınız, hiç hissetmeden kalori yakmak için eğlenceli bir yol olabilir.

Menstrüel (âdet dönemi) migren ve tedavisi

Menstrüel (âdet dönemi) migren ve tedavisi

Toplumdaki migrenlilerin büyük bir bölümünü genç Ankara masaj salonu oluşturur. Bu kadınlarda en sık âdet dönemi migreni görülür. Baş ağrısı çoğunluğunda sadece âdet döneminde olur, bazıları aralarda da baş ağrısı yaşar. Âdet dö­nemindeki ataklar, aralarda olanlara oranla daha şiddetli, ilaca cevapsızdır. Migren atakları genellikle kanama başlamadan birkaç gün öncesinde olur, bir hafta öncesinde de başlayabilir. Bazılarında kanamanın başlaması ile migren atağı biter, bazılarında ise kanama süresince ya da sonraki günlerde de atak devam edebilir. Ağrı, kanama başlayınca ara verip kanama bitince yeniden başlayabilir. Migreni sadece kanama döneminde ya da kanama biti­minde olanlar da vardır.

“Regl kanamam için takvime bakmama gerek yok. Üç gün öncesinden şişiyorum, gergin ve sinirli oluyorum. Aynı zamanda şiddetli Masaj salonu Ankara ağrılarım başlıyor. Kanamam başlayınca baş ağrım bitiyor ve şişliğim de iniyor.”

“Regl öncesi bir hafta baş ağrılarım oluyor, regl olduğumda da devam ediyor, reglden sonra 4-5 gün daha sürüyor. Ayın yarısı bu şekilde geçiyor. Tam baş ağrım geçti derken yeniden ağrılı döneme giriyorum. Hamilelikte başım hiç ağrımadı. Çok mutluydum. Başım ağrımasın diye tekrar doğursam mı, diyorum.”

Âdet dönemi migreni genellikle ilk âdet kanamasıyla başlar. Bazen âdet kanamaları baştan beri sorunludur migren yirmili yaşlara doğru tabloya ek­lenir. Bazı hastalarda ise çocukluk yıllarına kadar gidebilen baş ağrıları vardır. Âdetle olan ilişkiyi sonradan fark edenler de olabilir. Bu kadınların hepsinde hormonal bir dengesizlik az ya da çok mevcuttur.

Âdet döneminde, hormonlardaki ani değişimler kadınlarda migrenin daha fazla olmasının nedeni olarak görülmektedir ama değildir. Aslında hormon­lardaki keskin değişim organizmayı etkileyerek -tıpkı açlık, lodos, şarap gibi— var olan migreni tetikler. Migreni kontrol etmek için hormonal dengesizliğin ve migrenin ortak olan nedenleri düzeltilmelidir.

Âdet dönemi migreni erken yaşlarda başladıysa hipofiz bezini etkileyen bozucu alanlar gözden geçirilmelidir. Yirmi yaş dişleri bu yaş grubunda en belirleyici bozucu alandır.

Bu hastalar hekime ileri yaşlarda başvurduğunda gerilim baş ağrısına ben­zer günlük hayatı engellemeyen baş ağrıları da tabloya eklenmiş olabilir. Ge­nellikle yirmi yaş dişleri çekilmiştir. Sonradan eklenmiş olan ameliyatlar (özel­likle masaj salonları Ankara olanlar), diş tedavileri gözden geçirilmelidir.

Tedavi sürecinde çok sık olan atakları azalıp sadece âdet dönemi ağrıları devam ederse diş sıkmanın tedavisiyle dişlerin kapanma dengesinde olan bo­zuklukların düzeltilmesi gerekir.

Doğum kontrol hapıyla başlayan migren öyküsü

Tedavi öncesi:

–   30 yaşındayım, 25 yaşına kadar başım hiç ağrımamıştı. 25 yaşımdan beri hemen her regl dönemimde başım ağrıyor. Korkunç bir ağrı, beni perişan ediyor. Çoğu zaman işe bile gidemiyorum.

-Peki 25 yaşında ne oldu? Hayatınızda ne değişti?

-Çalışmaya başlamıştım, işlerimyoğundu. Biliyorsunuz bankacılık stresli bir meslek. Onun dışında bir şey olmadı. Aynı yıl evlendim, çok da mutluydum.

-Baş ağrınız evlendikten sonra mı başladı?

–  Galiba… Ama evlilik beni zorlamadı ki, severek evlendim, eşim de çok anlayışlıydı. Balayından döndük, sonra regl oldum, ilk migren atağımı yaşadım.

-Nasıl korunuyordunuz? Doğum kontrol hapı kullandınız mı?

-Eşim korunuyordu. Doğum kontrol hapı kullanmadım.

–   Baş ağrınız başlamadan önceki yıllarda regl öncesi şiş­kinlik, sinirlilik, hassasiyet ve sancı olur muydu?

–  Evet, halen var. Hatta evlendikten sonra daha da arttı. Tüm vücudum şişiyor, sinirli oluyorum, kanamalarım sırasında hem başım ağrıyor, hem sancım oluyor. Bir de evlenince geçer, demişlerdi.

–    Doğum kontrol hapı, geciktirici gibi hormon hapı kullanmadığınızdan emin misiniz?

–  Bir defa evlenmeden önceki ayda kullandım. İlaç kullanmayı sevmediğim için bıraktım. Kullandım sayılmaz.

Tedavi sonrası:

“Migrenimi başlatan nedenin bir kez kullandığım doğum kontrol hapı olması beni çok şaşırttı. Ama daha öncesinde hormona! sorunum olmasa -regl sancılarım sorun olduğunun göstergesiymiş- bu durum gerçekleşmezmiş. En önemli neden yirmi yaş dişlerimmiş. Nöral terapi yapıldı, yirmiyaşdişlerim çekildi. Şimdi hem migrenimden hem de evlenince geçer dedikleri ama geçmeyen Ankara masözleri sancılarımdan kurtuldum. Başım ağrımıyor, anlamadan ve sıkıntı yaşamadan regl oluyorum. Bazen iyi ki migren olmuşum diyorum. Migrenimin tedavisini olurken yıllardır çektiğim regl sancılarım da düzeldi.”

Erken çocukluk döneminde yetersiz ilgi

Erken çocukluk döneminde yetersiz ilgi

Her geçen gün daha fazla araştırma, bebeklik döneminde bebeğe ve ihtiyaçlarına gösterilen ilginin, kişinin bütün ya­şamını etkileyen unsurlar olduğunu gösteriyor. Bir zamanlar bu durum sadece basit bir teori olarak algılanırdı. Oysa gü­nümüzde nörokimya alanından gelen araştırma sonuçlan bu teoriyi destekliyor.

Strese karşı gelişen tepki mekanizmalarımızın prensipleri ve nörokimya hakkında daha fazla bilgi edinmek için değer­li psikologlar Sue Gerhardt ve Steve Biddulph’un kitaplarına başvurabilirsiniz (bkz. Kaynaklar ve Okuma Önerileri). Bu­rada özedemek gerekirse: Bazı insanların “stres termostat- lan” oldukça yüksek bir dereceye ayarlı oluyor. Bu durumsa genellikle kişi, erken çocukluk dönemindeki ilgi ve beslen­me ihtiyaçları yeterli karşılanmamış, ihmalkâr ve tutarsız bir çevrede büyümek zorunda kalmış olduğunda ortaya çıkıyor. Erken çocukluk dönemindeki bu ilgi eksikliği, kişinin stresli durumlara aşın tepki vermesine neden oluyor.

Siz de böyle bir sorununuz olduğunu düşünüyorsanız, çare­sizliğe kapılmanıza hiç gerek yok. Her ne kadar bilim insanlan henüz bu “termostat”ın ayarlanyla nasıl oynanacağını bilmi­yorsa da, kınlganlığınızın farkında olmak, kendinizi korumanızı sağlayacaktır. Düzenli olarak rahadamak ve hayatınızdaki stres etkenlerini tanımlamak sizin için öncelik teşkil etmeli. Bu bö­lümdeki öneriler herkesten çok sizin için yararlı olabilir.

Travma

Travma, bir incinme ya da yaralanmadır; tehdit olarak algı­ladığınız bir şey ve kendinizi korumak için bu şeye verdiğiniz tepkidir. Bir travmanın sizi ne kadar etkileyeceği, sizin için ne anlama geldiği ve ne kadar ciddi olduğuyla ilintilidir. Örneğin, topluluk önünde konuşma yapmak bazıları için travmatik bir deneyimken, bazıları için ise heyecan verici bir fırsattır.

Ele aldığımız ilk etken (erken çocukluk döneminde yeter­siz ilgi) de bir nevi travma olarak tanımlanabilir. Fakat haya­tın tek bir dönemiyle (ve en kırılgan olan dönemiyle) ilgili olduğu için onu başka bir başlıkta ele aldım. Travmaysa, sa­dece bebeklik döneminde değil, hayatın her döneminde or­taya çıkabilir.

Travmanın sonunda travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) görülebilir. Bu durum, kişi son derece olumsuz bir olay yaşadığında, örneğin birinin ölümüne ya da şiddete ma­ruz kaldığına tanık olduğunda ya da bu şiddete bizzat maruz kaldığında ortaya çıkabilir. TSSB görülen kişiler, sıklıkla bu­na neden olan olaya dair kâbuslar ve sahneler görmekten ya­kınır. Olanları düşünmekten kendilerini alamaz ve genellikle de uyku bozukluğu, odaklanma zorluğu yaşar ve hırçınlık gös­terirler.

Travmanın bu kadar dramatik olmamakla birlikte oldukça rahatsız edici başka bir sonucu da fobidir. Örneğin, kendisi­ni köpek ısıran biri, köpeklerden korkmaya başlayabilir. Bir defa asansörde kalmış biri, bundan sonra asansörden ve belki de bütün kapalı mekânlardan korkabilir.

Travma yaşayan insanlar iyileşebilir ve iyileşiyorlar da. Fa­kat genellikle bunun için bir bilenden yardım almaları gere­kir. Ancak travmayı atlattıktan sonra strese karşı daha duyarlı hale gelebilirler. Bu kişiler de, erken çocukluk dönemindeki ilgisizlikle ilintili sorunları olan kişiler gibi bu bölümden ol­dukça etkili bir şekilde yararlanabilirler.

Uyku Bozukluğu

Uyku Bozukluğu

Uykusuzluk; sağduyumuzu ve umudumuzu elimizden ala­bilecek tek işkencedir. Başka hiçbir problem bizi sağlıklı dü­şünmekten ve sağduyulu çözümler üretmekten bu kadar ciddi bir biçimde alıkoyamaz. Normal bir birey 24 saatinin çeyre­ğini ya da üçte birini Ankara Masaj yaparak, yani fikren ve fiziken yenile­nip ertesi gün sağlıklı düşünebilmek için hazırlanarak geçirir. Fakat ne yazık ki, birçoğumuz için bu kadar saati yenilenmeye ayırmak ancak bir lüks haline gelmiştir; yani artık bu bir ku­ral değil, istisna olmuştur. İşte ve evde, sürekli artan beklen­tilerle karşılaşıyoruz ve keşmekeşin tam ortasında olsak bile, her şeyi daha hızlı gerçekleştirmemiz gerektiği hissine kapı­lıyoruz. Bırakın uyumayı, biraz durup rahadamaya bile vakit kalmıyor.

Aslında, uyku bozukluğu o kadar yaygın ve huzursuzluk verici bir sorun ki, başlı başına bir ruhsal bozukluk kategori­si oluşturuyor. Fakat ben burada, özellikle bu kategoriye gi­ren, Masaj Ankara, hipersomnia ve uyku terörü gibi sorunlardan bahsetmeyeceğim. Bunlar ilginç konular olmasına rağmen pek sık rastlanan sorunlar değil. Yine de, bu bölümdeki ba­zı öneriler, bu tür sorunlardan muzdarip kişiler için bir hay­li yararlı olabilir.

Benim özellikle üzerinde duracağım konu, çok daha sık rasdanan, neredeyse herkesin hayatının bir döneminde yaşa­dığı bir uyku bozukluğu türü. Uyku bozukluğundan bahset­tiğimde, kastettiğim düzenli olarak uyku ihtiyacı hissedilmesine ve uyuma imkânı olmasına rağmen uyuyamamaktır.

Özellikle de yerleşmiş Ankara masaj salonları sorunlarına, yani üç haftadan uzun bir süredir boğuşmakta olduğunuz sorunlara odaklana­cağım. Bu tür vakalarda asıl problem, sorunun artık bir alış­kanlığa dönüşmüş olmasıdır. Yani rahatsızlık verici olmasına rağmen artık alışkanlığa dönüşmüş bir davranış haline geldi­ğinden, sıkıntının devam etmesidir.

Uyku bozukluklarıyla bağdaşan başlıca durumlardan söz ederek başlayacağım. Her bir durum, ciddiyeti açısından bü­yük ölçüde değişkenlik gösterebilir. O nedenle, örneğin Ankara masöz durumu kötü geçen bir günle ilgili olabileceği gibi, padak vermiş bir klinik depresyona bağlı da olabilir. Uyku bozukluğu, bütün ruhsal rahatsızlıkların ilk belirtilerinden bi­ridir, bu yüzden ancak bunu takiben başka sıkıntılar da ya­şıyor olduğunuzu gördüğünüz zaman durumun ciddiyetini anlayabilirsiniz.

Uyku bozukluğu ve ruhsal rahatsızlık bağlantısının en can sıkıcı noktası ise, bu ilişkinin bir kısır döngüye dönüşmesi­dir. Uykusuzluk arttıkça, mantıklı düşünmek ve sorunlarınız için çözüm üretmek zorlaşır. Bu durum sizi daha fazla strese sokar, dolayısıyla daha fazla uyku bozukluğu yaşamaya başlar­sınız. Bu yüzden, uyku sorunlarını olabildiğince erken çöz­mek gerekir.

Detoks amacı

Detoks amacı

Detoks amacıyla uygulanabilecek en iyi hafif egzersizler, yoga ve Tai Chi ile ilişkili Çin egzersizleri ve chi gung’u oluştu­ran gevşeme ve esneme hareketleridir. Kasları esnetmek, doku­lardaki kirli kanı dışarı pompalarken, arterlerden taze kanın içeri girmesine olanak sağlar. Bu hareketler, her zaman yumu­şak, yavaş, akıcı ve minimum eforla uygulandığı için dokularda laktik asit birikmesine yol açmaz, kalbi yormaz ve nefesi kes­mez. Esneme, aynı zamanda sinir ve enerji kanallarını açık ve aktif tutar ve lenf drenajını uyarır.

Günümüzde yoga hakkında yazılmış birçok iyi kitap bulu­nabileceği gibi, çok sayıda kalifiye yoga eğitmeni de vardır. Geleneksel Çin esneme ve gevşeme egzersizlerinin birkaç düzi­nesini, daha önceki kitaplarımda (Sağlığın Tao’su, Seks ve Uzun Yaşam, Üç Hâzineyi Korumak ve Eksiksiz Chi Gung Kılavuzu) resimlendirerek açıklamıştım. Bu kitapları okuyucuya referans göstermemin sebebi, bu egzersizleri uygulamadan önce chi gung’un temel hareketlerine ve nefes biçimlerine aşina olmanın ve birkaç kurala uymanın önemidir.

Eğer kendini tekrarlayan egzersizlerden hoşlanmıyorsanız, detoks sürecinde sıvılarınızın akıcı ve dokularınızın da güçlen­miş halde olabilmesi için, herhangi bir, yavaş ve hafif, kalbinizi yormayan, nefesinizi kesmeyen fakat aksine “suyu” hareket ettiren ve bedendeki “menteşeleri” çalıştıran egzersizi uygula­yabilirsiniz. Kumsalda uzun bir gezinti veya ormanda yürüyüş, bir yüzme havuzunda veya denizde yavaşça yüzme, bahçede çalışmak – bunların hepsi yavaş ve yumuşak bir biçimde yapıl­dığı sürece işe yarar. Eğer bir kanepe kuşuysanız veya bunları bile yapmayı reddediyorsanız, o zaman vücut sıvılarınızın ve kanınızın hareketini sağlamak üzere sağaltıcı masaj yapması için bir profesyonelden yardım alabilirsiniz.

Özet olarak: Kan, beden ve nefes, durmak ve hareketsiz kal­mak üzere değil, hareket etmek üzere tasarlanmıştır. Çok uzun süre hareketsiz kalan her şey canlılığım yitirir ve çürümeye baş­lar. O yüzden buradaki mesaj şudur: Her şeyi kaybetmeden önce hareket

Masaj Salonları Ankara D et oksun Temel Protokolleri

Masaj Salonları Ankara D et oksun Temel Protokolleri

Kirlilik hayatın temel gerçeklerinden biridir ve kimsenin ona karşı bağışıklığı yoktur. Ankara masaj vücudu, sindirim sisteminin ve metabolizmasının atıklarını kendi kendine doğal olarak temiz­leyebilecek şekilde tasarlanmış olsa bile, günümüzün modern hayatında sıkça karşılaştığımız kimyasal koruyucular ve böcek ilaçları, farmasötik ilaçlar, yapay yiyecekler ve benzerlerinin yarattığı ilave toksin yükü ile baş etmesi mümkün değildir. Bu içsel kirlilik hastalıkların, yıpranmanın ve kısalan ömrümüzün temel sebebidir.

Geleneksel Masaj Ankara tıbbının (GÇT) temel prensibi evrensel kutup­laşma kanunudur ve “büyük yin yang kuramı” olarak bilinir. İki bin seneden uzun bir süre önce yazılmış, önemli bir Çin tıp met­ni olan “Sarı İmparatorun Dahili Tıp Klasiği” nde belirtildiği gibi “eğer sıcak, (yang) ise, soğutmak (yin) gerekir; eğer boş (yin) ise, doldurmak (yang) gerekir.” Tüm geleneksel Çin tıp uygulamaları dinamik kutuplaşma prensibi üzerine kuruludur. Bunu, kan ve doku kirliliğine uyarlarsak, “eğer kirli (yang) ise, arındırmak (yin) gerekir. Eğer asidik (yang) ise, alkalik yapmak (yin) gerekir” diyebiliriz.

Ancak ne yazık ki, hayatın diğer ikilikleri gibi arınma işlemi de kirlenmek kadar kolay ve eğlenceli olmadığı için, birçok insan kişisel temizlenmenin önemini göz ardı eder veya buna gerek görmez. Detoks günlük hayatımızda vücudumuzu kirle­ten ve bizi mikroplara karşı savunmasız kılan toksinlere karşı en etkili savunmamızdır aslında.

Asitlerin atılımı

Herhangi bir Ankara masaj salonları programının ilk ve en önemli stratejisi, asidik kalıntıları hafif alkalik olan kan, lenf ve diğer vücut sıvı­larının içinden çıkartmaktır. Vücuttaki toksinlerin neredeyse tamamı asit formunu alır ve dolayısıyla kanın ve diğer vücut sıvılarının normal alkalik dengesini sağlamak için bunların nötrleştirilmesi ve vücuttan atılması gerekir. GÇT’de kan, lenf, safra ve diğer gerekli vücut sıvıları toplu olarak jing-yi (‘“hayati sıvılar”) diye adlandırılırlar ve jing-yi‘nin durumu, özellikle de kan dolaşımı, kişinin hastalık veya sağlığını belirleyen en önem­li faktör olarak kabul edilir.

Batı dünyasının sağlıklı ve uzun yaşam için tedavi edici Ankara masöz alanındaki en önemli yazarlardan biri olan VE. Irons, kan dolaşımının sağlık ve hastalık ile ilgili en önemli gösterge olduğu konusunda klasik Çin bakış açısıyla hemfikirdir. Irons’m belirttiği gibi, “kan vücuttaki her hücrenin gereksinimlerini kar- şüar. Hücreyi besler, yıpranmış bölümlerini yeniler ve aükları toplar”. Kirli kanın çok az besin taşıdığı ve atıklarla zaten doy­muş olduğu için hücresel atıkları alıp götürme görevini yerine getiremediği açıktır.

Aynı durum lenf sistemi için de geçerlidir. Vücudumuzda 600 – 700 lenf bezi ve hacim olarak kanımızın yaklaşık üç katı miktarında lenf sıvısı bulunur. Lenflerin temel görevlerinden biri de kandan ve dokulardan asitli artıkları temizlemektir, ancak eğer lenf asitler ile kirlenmişse, bu fonksiyonunu yerine getiremez. Asitler lenfin, lenf kanalları içindeki serbest akışını engellerler, kanı ve dokuları temizleme kapasitesini düşürür­ler.

Hangi detoks programını uygulamayı seçmiş olursanız olun, günde 2 -3 litre, tercihen alkalik su içmek, detoks işlemi sırasın­da dokulardan çıkan büyük miktardaki asitlerin ve diğer toksik atıkların seyreltilmesi, nötrleştirilmesi ve atılması için gerekli­dir. İnsan vücudunun yüzde 70’i sudan oluşur. Sistemi günlük olarak bol miktarda saf alkalik su ile doyurmak, atıkların kan ve dokulardan alınıp böbrekler, bağırsaklar ve cilt tarafından vücuttan çıkartılmasına yardım eder. Sonuç olarak, vücut doku­ları yıkanır ve tüm hayati sıvılar taze su ile yenilenir. Bu, araba­nızdaki kirli motor yağı, akü suyu, fren hidroliği ve şanzıman yağını değiştirmeye benzer. Kirli sıvılar temizlendiğinde tüm sistem daha efektif ve daha az toksik atık üreterek çalışır.

Doğru pH dengesini tekrar kurmak

Asitlerin yıkanıp atılmasını takip eden protokol, kan ve dokulardaki pH dengesinin tekrar kurulmasıdır. “pH” asit/ alkali dengesinin 1 (aşırı asidik) ve 14 (aşırı alkalik) arasındaki ölçekte kalibre edilmiş standart ölçüsüdür ve pH değeri 7 nötr­dür. Vücudumuzdaki tüm hayati sıvıların fonksiyonlarını en iyi şekilde yerine getirdikleri, kendilerine özgü pH düzeyleri var­dır. Mide sıvıları ve diğer birkaçı haricinde hayati sıvılarımızın ve dokularımızın birçoğu hafifçe alkaliktir. Örneğin kanın, aynı deniz suyununki gibi biraz alkalik olan pH değeri 7.3 ile 7.4 ara­sındadır. Eğer kanın pH değeri 7.1’in altına düşer veya 7.5’in üstüne çıkarsa, derhal dengesizlik semptomları kendini gösterir ve eğer çabuk düzeltilemezse ani ölüme sebep olur.

Tüm iç toksik oluşumlar vücutta bir asidoz durumuna sebep olur. Ardından da, kandaki yüksek asidik kalıntı düzeyi bağı­şıklık tepkisini engeller, metabolizmanın normal çalışmasını zorlaştırır, sindirimi ve özümsemeyi dizginler, bakteri ve man­tar kökenli enfeksiyonların gelişmesine yardımcı olur ve tüm diğer biyolojik bozukluklara ve hastalıklara yol açar. İnsan vücudundaki pH dengesinin önemi hakkında bir fikir vermesi açısından, bazı hayati organların normal çalışmasının pH düzeyleri ile bağlantısı şu şekildedir:

Kalp

İnsan kalbi saatte 130 litre kan pompalar. Eğer kan asidik atıklarla doymuş hale gelirse, bu asitler içinden geçerken kalp dokularına ciddi hasar verip aşamalı olarak kalp kaslarında bozulmalara sebep olabilirler. Dahası, normal kalp atışı ritmi alkalik ortama bağlıdır ve bu yüzden, kandaki aşırı asidik atık­lardan olumsuz biçimde etkilenir. Ayrıca asidik atıklar kanın oksijen taşıma kapasitesini ciddi biçimde azalttığı için, kalp asit­lerle doymuş haldeki kandan yeterli oksijeni alamaz.

Akciğerler

Doğru biçimde alman nefes ile belirlenen oksijen düzeyi, vücudun kandaki pH dengesini kontrol etme yöntemlerinden biridir. Doğru alman diyafram nefesi, akciğerlerdeki gaz alışve­rişini en yüksek düzeye çıkartarak kandaki karbondioksiti dışa­rı atarken, kam taze oksijen ile besler. Oksijen, kanda ve doku­lardaki alkalik ortamı desteklerken, karbondioksit asidoza kat­kıda bulunur. Eğer kanınızın asidik atıklarla aşırı yüklenmesine izin verirseniz, akciğerlerden yeterli oksijeni alıp taşıyamadığı için, vücudun pH düzeyinin alkalik olmasını sağlayamayacak ve dolayısıyla tüm doku ve hücrelerde kronik bir hipoksi ve ikiz kardeşi olan asidoz durumu oluşacaktır. Bu durum, mikroplara ve tümör oluşumuna davetiye çıkartır.

Karaciğer

Karaciğerin temel görevlerinden biri kandaki toksik atıkları süzmektir. Diğer bir işlevi ise, hayati fonksiyonların ve bağışık­lık sisteminin ihtiyaç duyduğu alkalik enzimlerin büyük bir bölümünü üretmektir. Eğer kan, yanlış beslenme alışkanlıkları, alkol, ilaçlar, stres hormonları ve diğer asit oluşumuna sebep olan faktörlerden kaynaklanan aşırı asidik kalıntılar ile sürekli kirletilirse, karaciğer zamanla asidik atıklarla fazla yüklenir ve bu toksik enkazla ciddi biçimde tıkanır. Bu, kandan asitleri süz­mesine engel olduğu için, vücut fazla asitleri doku kirliliği ve kireçlenmeye sebep olacak şekilde eklemlerde ve diğer dokular­da biriktirmeye başlar.

Böbrekler

Böbrekler de dakikada bir litre kan süzerek asitlerin atılma­sına yardımcı olurlar. Bu sonuçta, kanın pH’sının doğru alkalik düzeyde kalmasına yardımcı olur. Yanlış beslenme, farmasötik ilaçlar ve diğer yaşam tarzı faktörlerinden kaynaklanan kandaki aşırı asidik atıklar, böbreklerin kanı süzen hassas dokularını aşındırabilir. Ayrıca, bu atıklar böbrek taşı oluşumuna, mesane­nin ve idrar yolunun enfeksiyon kapmasına sebep olabilirler.

Detoks sırasında asidik kalıntılar atıldıktan sonra kan ve dokuların pH dengesini tekrar kazandırmanın, birbiriyle ilintili iki yolu vardır. Birinci yöntem alkalik yapma, diğeri ise oksijen­le beslemektir.

Alkalik yapma, alman besinlerin asit oluşturanlarından kaçı­nıp alkalik dengeyi destekleyenlerine yönelerek kolayca ve hız­lı bir biçimde sağlanabilir. En hızlı ve en efektif diyetsel alkalik yapıcı, havuç ve pancar suyu gibi taze sıkılmış çiğ sebze suları­dır. Gün içinde bolca saf alkalik su içmek de, kanı ve dokuları diyetsel olarak hızla alkalik yapmak için uygulanabilecek diğer bir yöntemdir.

Günümüzde kronik asidoza sebep olan ana faktörlerden biri de, özellikle kalsiyum ve magnezyum gibi gerekli alkalik mine­rallerin ve eser elementlerinin eksikliğidir. Kan ve dokulardaki pH dengesini düzgün kurabilmek için vücut, çok çeşitli mine­rallere ihtiyaç duyar. Örneğin, eğer kan şekerli gazlı meşrubat, tatlı ve diğer çöp yiyeceklerden kaynaklanan asitlerle sürekli karşı karşıya kalırsa ve kalsiyum alımı yetersizse, vücut otoma­tik olarak, rafine şekerli ürünlerin kanda sebep olduğu aşırı asit miktarını nötrleştirmek için kemiklerden ve dişlerden kalsiyum kullanır. Kalsiyum, vücuttaki en bol ve en güçlü alkalik yapma ajanıdır ve vücut, kan asitlerle fazla yüklendiğinde, doğru pH dengesini tekrar kurabilmek için kemiklerden ve dişlerden kal­siyum “ödünç” alır. Bu durum, zayıflatarak kemiklerde oste- oporoza[1] ve dişlerde de çürümeye sebep olur. Bu yüzden, kan­daki ve dokulardaki doğru pH dengesini sağlamak için gerekli minerallerin alımı kilit stratejidir ve en iyi diyetsel dengeli mine­ral kaynaklarından biri Kelt deniz tuzudur ve bu tuz, mutfakta pişen her türlü yemekte kullanılabileceği gibi, kapsamlı bir mineral desteği olarak bir bardak suda da eritilebilir. Kelt deniz tuzu, eski Kelt yöntemleri ile kirlenmemiş deniz kıyılarından elle toplanan ve güneşle, rüzgârla doğal olarak kurutulan, rafi­ne edilmemiş deniz tuzudur.

Oksijen beslemesi ise kanın pH dengesini yeniden kazandır­mak için kullanılan temel metotlardan bir olup, bunu gerçekleş­tirmenin en kolay yolu, nefes alırken üst göğüs yerine diyaframı kullanarak doğru nefes almayı öğrenmektir. Oksijen, kanda ve dokularda yeterli alkalik ortamı sağlamak için gereklidir. Asi- doz her zaman yetersiz oksijen ile ilgilidir ve dolayısıyla oksijen oranını artırmak asidozun panzehridir. Doğru nefes almayı öğrenmenin ve derin nefes alma egzersizlerinin yanı sıra, kanı­nızdaki ve dokularınızdaki oksijen miktarını, ozonla oksijenleş- miş su, bir bardak suya damlatılmış birkaç damla hidrojen peroksit, döteryum sülfat (“ESF”), iyonize alkalik mikro-küme- lenmiş su (mikro-su) ve oksijen sağlayan benzer ürünler ile artı­rabilirsiniz. Bu ürünleri bir sonraki bölümde daha yakından inceleyeceğiz.

 

[1]  Osteoporoz: Kemikte anormal porozite ve kırılganlığa yol açan kemik iliği ve kanalların genişlemesi -çn.

Ankara masaj salonlari | Ankara Masaj | Masaj Ankara | Ankara Masaj Salonu | Ankara Masaj Ilanlari | Ankara Masaj Tavsiye | Ankara Masz | Masaj Salonlari Ankara | Masaj | Masaj Salonu